28 Aralık 2014 Pazar

Kırık Rakı, Eski Sevgili ve Dostluk

2012 yazının sanırım ağustos ayıydı. Ben ve üç arkadaşım, yine aramızdan birinin ‘bu akşam rakı yapalım mı?’ demesi üzerine rakı içmeye karar verdik. Aslında rakı içtiğimiz zamanlar hayli eğlenirdik, şarkılar türküler mezeler sohbetimiz ve yıllardır süregelen arkadaşlığımız bunun en büyük pay sahibiydi.
Akşama başlamadan önce epey kalabalıktı masa, alışverişe gittik dördümüz. diğerleri evde akşamın hazırlığını yapıyorlardı. 100lük rakımızı attık sepete, canımızın çektiklerini attık çocuk gibi bir de elzem olanları tabii. Ardından bindik arabaya, rakıyı kırılmasın diye yanına almıştı Burak.
10 dakikalık yolculuktan sonra evin önüne geldik. Poşetleri elimize almış eve giriyorduk. En arkada Burak elinde rakıyla geldi eve. O zamana kadar çok sakarlığına şahit olmuştum ama inkar ediyordu hep bir bahanesi vardı ibnenin. Eve elinde rakıyla besmele çekerek mi girdi, bu rabbimin ‘bok mu var beni karıştırıyosun?’ deme şekli miydi, yoksa tamamen burak’ın sakarlığından mı kaynaklanıyor henüz orası muamma, kamilin ayağı takıldı, sendeledi... o an film şeridi gibi slow motion geçti gözümün önünden, her şey ağır ilerliyordu, sanat filmi gibi amına koyim demeye kalmadı 100lük rakı yere düştü. Patladı götü rakının.
Feryat çığlıkları, akabinde insanların rakının düştüğü bölgeye toplanıp şeytan çıkartması izler gibi ibret alarak bakması hepsi bir anda oldu. Sonra burak’ı rakı almaya gönderdik. Aldı.
Ben ve Sinan bahçede durmuş bir matem havasına bürünmüştük, burak geldi sonra. İçeri girdik. Neyse keyfimiz yerine geldi tekrar tabii. Sikeyim rakıyı.
Gerçekten de sikeyim. Bunu söylememdeki sebep bir; arkadaşlığımız. iki; birazdan anlatacaklarımdan.
Kahkahalar, sohbetler, saçma sapan anılar ve benim iflah olmaz şarkı söyleme isteğimle gecemiz şenlendikçe şenleniyor, güzelleşiyordu.
Bir kaç saat sonra diğer arkadaşlarımız gitti, ben, burak, uğur ve sinan dördümüz kaldık yazlığın balkonunda.
Rakının sonlarına gelmek üzereydik. Ben çakırkeyiften biraz daha iyiydim. Rakı içince bi duygusallaşıyorum bilmiyorum bu meret bende böyle etki yaratıyor. Sonra aramızdan biri ‘hadi herkes bir sırrını söylesin’ dedi. “oha lan, güzel fikir. Ama emin miyiz?” bi 5-10 dakika düşündük. İlk burak anlattı, ardından uğur sonra ben en son sinan. Sinan çekindiği için en son anlatmak istedi. Biraz duygusal anlar yaşamadık değil tabii. Terapi gibiydi bi birbirimize sarılmadığımız kalmıştı avradını sikeyim. Velhasıl tekrar kaldırdık kadehleri arkadaşlığımıza içtik, sikerim şerefi.
Dördümüzün de ortak bir derdi vardı. Hemen hemen aynı zamanlarda ayrılmıştık sevgililerimizden.

Sanırım bu benim bok yememdi. Kimin söylediğini hatırlamıyorum ama duygularını onlara nazaran daha belli eden bi insan olduğum için ‘ben söylemişimdir kesin’ kanısı daha muhtemel geliyor. “hadi arayalım” dedim. “ne?” diye ortak bir ses çıktı masadan. “arayalım işte, eski sevgililerimizi. Özlediğimizi söyleyelim” dedim. Patlak lastik gibi sshaa shha siktir lan diye bi güldüler ilk, sonra ciddiye aldılar. Ardından çıkan ortak ses şöyleydi; ‘TAMAM AMINA KOYİM’
Hadi ara uğur dedik. Aldı uğur telefonu eline aradı.
Pürdikkat telefonu açmasını bekledik kızın, sesi dışarıya vermişti. Uzun uzun çaldıktan sonra bi hayli kırgın ve kırgınlığını üzüntüsünü belli etmemeye çalışan bir ses tonu “alo” dedi.
Uğur sessiz kaldı ilk, boğazı düğümlendi sanırım, bilmiyorum. “hadi konuş amk çocuğu” falan dedik.
Bi kaç klişe cümle kurduktan sonra “tekrar sevgilim olur musun?” cümlesini kurmasını beklerken kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra. “SENDEN ÇOCUĞUM OLSUN İSTİYORUM” dedi.
Masada birbirimize bakakaldık, kafalarımız birbirimize dönüyordu ama gözlerimiz uğur’daydı. O şaşkınlıkla ne tepki vereceğimizi bilemedik ilk. ‘vay amına koyim’ diyebildik sessiz bi şekilde.
10-15 dakika konuştuktan sonra tekrar sevgili oldular ve konuşmayı güzel bi şekilde bitirdiler. Tebrik ettik, yaladık yuttuk uğuru sarıldık falan. YA SARHOŞUZ AMINA KOYİM SARHOŞ.
Uğur ‘hadi ara Burak’ dedi.
‘abi ben arayamam, yapamam, edemem’ dedi. ‘hadi lan’ diye bi ses çıkınca masadan aldı telefonu eline. Rakısından bi yudum aldı koydu telefonu masaya. DIIIIIIIIT. DIIIIIIIIIIIIIT. ALO?
‘alo’ diye karşılık verdi burak. Kendinden emin bir ses tonu takınmaya çalışıyordu. Bu bariz belliydi. Uğur’dan sonra umutlanmıştık ve neden ikide iki yapmayalım dedik.
Burak onu özlediğini, hala sevdiğini itiraf etti. Telefondan ‘kem küm’ sesleri geldi. ‘bişey söyleyecek misin?’ dedi burak tekrar.
‘burak biliyosun seninle ayrıldık’
‘evet’
‘ama  benim görüştüğüm birisi var’
‘hmm’ dişlerini sıkarak bize bakıp sinirli bi tebessüm attı burak.
‘sana değer verdiğimi biliyosun ama yapabileceğim bi’şey yok. Üzgünüm’
‘anladım’ diyerek kapattı telefonu.
Kızın biriyle beraber olmasından çok burak’ın duygulanması ve dizlerini yumruklaması zorumuza gitmişti sanırım. Kadehi bir dikişte içip dışarı attı kendini. Uğur da peşinden gitti.
Onlar gidince sinanla baş başa kaldık, tam rakımı içerken ‘hadi ara’ dedi. Başım hafif eğik kaşlarımı çattım, ‘bundan sonra nasıl cesaret etmemi bekliyosun amına koyim sinan?’ dedim.
Yiyemeyeceğin yarrağın altına yatmayacaktın dedi. Ya da buna benzer bi’şeydi hatırlamıyorum.
Aldım telefonu elime aradım.
O zamanlar internet radyosu yapıyordum, ses tonumu ayarladım radyo yayını yapacakmış gibi. ÖHÖM ÖHHHHHHHÖMM falan ettim. Tam peyniri çatallamıştım ki ‘efendim?’ diye bir ses açtı telefonu.
‘nasılsın?’ diye sordum ilk, ‘iyiyim’ dedi.
‘şimdi sana söyleyeceklerimi iyi dinle, bir daha kurmayacağım zira bu cümleleri’ dedim.
‘ozan içtin mi sen?’
Sinan’a şaşkın şaşkın bakarken içimden HASSİKTİR AQ dedim ama aslında ‘iki duble bi’şey içtim, dinliyor musun beni?’ dedim.
‘dinliyorum.’
‘sana yazdığım şiirleri, şarkıları, hikayeleri her şeyi unut.’
‘ne?’
‘çizdiğim resimlerini de unut’
‘anlamıyorum ozan’
‘ne diyorum ben ya, SENİ ÖZLEDİM BEN AMINA KOYİM SENİ’ deyiverdim birden.
Hiç es vermeden kendinden emin bir ses tonuyla;
‘olur öyle’ dedi.
‘ne demek olur öyle?’
‘ozan olmaz, olamaz. Seni seviyorum bunu sen de biliyorsun ama artık olmaz, seninle güzel şeyler yaşadık güzel günlerimiz oldu, belki hiç yaşamayacağım şeyler yaşadık ama bitti. Anla artık bunu’ dedi.
‘sen nasıl anlattın bunu kendine?’ deyip kapattıp telefonu.
Kadeh tokuşturduk sinan’la devam ettik içmeye. Derken o sırada uğur’la burak geldi oturdu tekrar masaya bi 70lik koydular ortaya. Burak’ın gözleri ateş saçıyor amına koyim diablo gibi götveren.
‘noldu?’ dedi uğur.
Anlattım. Kısa süreli bi teselli konuşmasının ardından sinan’a çevirdik gözlerimizi. Aldı telefonu eline, sürekli bakıp güldüğümüz bıyığında kalan şalgamı emikledi sonra bir ses açtı telefonu.
‘alo?’
‘alo, nasılsın?’ dedi sinan.
‘iyiyim’ iyiyim diyordu ama niye aradın beni der gibiydi ses tonu.
‘ben seni özledim’
‘sinan..’
‘ben seni seviyorum, unutamıyorum’
‘sinan hayır, unutmalısın’
Çok ısrarcı olmadı sinan. Kısa süreli bir diyalog oldu ve kapattı telefonu. Tekrar içmeye başladık. Günün galibi uğur’du.
Gerçi bu ziyadesiyle göreceli bir sonuçtu ama gecenin amacına bir tek uğur ulaşabilmişti.
Kafalarımız düşmeye başladı ufaktan, toplamaya başladık masayı, kapattık ışıkları.
...
Öğlen iki gibi uyanmıştım. Başım çatlıyordu. Gözlüğümü taktım, havlumu omzuma attım, sigara altlığı yapıp çıktım evden. Sahile indim ağır ağır. Bizimkiler iskeledeydi, onlara yaklaştıkça kafamda sormak isteyip ne sormak istediğimi hatırlayamadığım soru canlandı birden. Yanlarına geldiğimde havluyu iskeleye atıp ‘BİZ DÜN GECE NE YAPTIK AMINA KOYİM?’ diyebildim sadece.
Hep bir ağızdan kahkaha patlattılar, meğer ben gelmeden bu sorunun cevabını aramaya koyulmuşlar.
Ne yaptık, neden yaptık hiç bir fikrim yok.
Ama o gece, bu zamana kadar yaşadığım en güzel geceydi.


En azından birimiz mutluydu ve bu bize yetmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder